M. Suat Gülşen'in Resmi İnternet Sitesi

Biyografi Haberler Roman ve Öyküler Şiirler Anı Yazıları Fotoğraflar Bağlantılar İletişim

Roman ve Öyküler

                     

YEMENİ (Çocukluğumdaki bayramlar)

   Ramazan bayramı heyecanının ve bayram namazında camiide yaşanan üzcü bir olayın anlatıldı öyküdür..
    Bu öykünün tamamını Tecde.net sitesinde okuyabilirsiniz

KÜÇÜK BENZİNCİ

    Fuat, ilkokulun birinci sınıfındayken  annesi vefat etmiş ve en küçükleri henüz kundakta olan beş kardeş yetim kalmıştır. Babası tekrar evlenmiş ve peş peşe beş çocukta ikinci hanımdan olunca zaten tek işçi maaşıyla zor geçinmeye çalışılan ailede bir de öz çocuk üvey çocuk ayırımcılığı  başlayınca,  birçok sorunların yaşandığı on çocuklu bir aile oluşmuştur.
    Ortaokulu bitiren Fuat, girdiği devlet parasız yatılı okulu sınavlarını kazanamayınca, liseyi okutamıyacak olan babası o na Malatya'ya 25 km. uzaklıkta, dağ başındaki bir benzin istasyonunda iş bulur. Fuat evdeki baskıdan kurtulmak için bu işi hemen kabul eder ve yatağını balya yapıp yola çıkar.
    Fuat'ın amacı,  Akçadağ ilköğretmen okulunda okuyan ağabeyi Nihat gibi yatılı bir oklulun sınavını mutlaka kazanmaktır. Bunun dışında okuma şansı olmadığının bilincindedir.Hayatını kurtarması buna bağlıdır. Benzinlikte çalışmaya başlar. Kısa sürede işin inceliklerini öğrenir.Kendi yaşıtı olan iş arkadaşıyla da çok iyi anlaşır. İşini severek yapar.Benzinlikte çok mutludur.  Boş zamanlarında  ders çalışarak sınavlara hazırlanmaktadır. 
    Benzinlikte birçok olaylar yaşanır ve sonunda Fuat tekrar yatılı okul sınavlarına girer. Sınav sonuçlarını merakla beklerken İlk müjdeli haber Malatya Bölge Ziraat okulundan gelir. Tam bu okula kayıt niçin hazırlanırken bir haberde Diyarbakır Sağlık Koleji'nden gelir. Bu okulun sınavını da kazanmıştır. Bu kez tercih konusunda kararsızdır. kısa bir araştırma sonucu Sağlık Koleji'ne gitmeye karar verir ve kaydını yaptırır.

ACEMİ CAMBAZ

    Gösteri palyaçonun komik oyunları ile başlar. Palyaço, çocuklar arasında "Hula-Hop"çevirme yarışması yapar. Seçtiği 5 çocuk arasında Nihat da vardır. Hula-hopu düşürmeden uzun süre çevirme başarısını gösteren Nihat palyaçodan bir hula-hop kazanır.
    Ardından sihirbazın gösterisi başlar. Sihirbaz, ilginç oyunlar yapar. Çocuklar şaşkınlık içerisinde sihirbazı izlerlerler. Sıra akrobasi ekibinin  gösterisine geldiğinde,  yapılan akrobatik hareketleri iki kardeş çok dikkatli olarak izlemeye başlar. Çünkü, eve gittiklerinde gördükleri  hareketleri onlar da yapmayı çok istemektedirler. Son olarak, cambazın tel üzerinde yaptığı tehlikeli gösteriler de herkesten alkış alır.
    Gösteri sonunda iki kardeş eve dönerken, bir sonraki gün tekrar gösteriye gitmeyi kararlaştırırlar. Eve geldiklerinde gördükleri akrobatik hareketleri kendileri de yapmayı denerler ve bir çoğunda başarılı olurlar. Ancak, Nihat bir ara evin ikinci kat balkon korkuluğunun üzerinde cambazlık yapmaya kalkışır ve sırt üstü uzandığı korkuluk üzerinde ellerini de bırakınca aşağıya düşer.Bunu gören kardeşleri ağlaşarak aşağıya koşuşurlar...

İMDAT BOĞULUYORUM

         Malatya'da, Sümerbank Fabrikası Yüzme Havuzu dışında çocukların yüzeceği bir yer yoktur. Ancak çocuklar yüzmeyi derelerde öğrenmeye çalışırlar.Yaz gelince çocuklar Kernek deresine koşarlar.
    Yüzmesini bilmeyen Mithat bu derede yüzme öğrenmektedir. Derenin akıntılı suyunda kulaç atmak, su üzerinde kalmak çok zordur. Su alıp götürmektedir çocukları.Bu nedenle  Mithat yüzme havuzuna gidebilmeyi çok  istemektedir. Bir gün ağabeyi Nihat, kardeşinin ısrarına dayanamaz ve onu da yüzme havuzuna götürür.Ne var ki üye kartı ile girilen havuza Mithat'ın girmesi zordur.Nihat'ın giriş kartı vardır ama Mithat nasıl girecektir. Fabrikanın kapısına  gelen çocuklarda büyük bir heyecan vardır. Mitat'ı içeri girememe korkusu sarmıştır.Ne varki çocukların babasını tanıyan kapıdaki bekçiler Nihat ile Mithat'ın ısrarına dayanamaz ve Mithat'ın da girmesine izin verirler.
    Nihat iyi yüzmekte, yüzme havuzunun üç kademeli atlama kulesinin en yükseğinden çok güzel atlayışlar yapmaktadır. Mithat ağabeyinin bu atlayışlarını izlerken bir yandanda kendisi yüzmeye çalışmaktadır. Havuzu karşıdan karşıya enlemesine yüzmeyi dener. Birkaç denemede başarısız olur ama mutlaka başarmak istemektedir. Son denemesinde tam başarmak üzereyken artık kollarını kaldıracak gücü kalmaz  ve suya batıp çıkmaya başlar. Çırpınışlar içinde "İmdaat, imdaat boğuluyorum" diye bağırmaya başlar...

KINALI KUZU

     İlk okullar yaz tatiline girmiştir. Mithat ile Nihat, Babasını kapıda iki kuzu ile görünce şaşırırlar, merak ederler. Kimindir bu kuzular? Baba amacını açıklar: Yaz boyu bu kuzulara bakılacak beslenecek büyüyüp birer koç olacaklar ve son baharda kesilip kış için kavurma yapılacaktır.
     Hemen evin bahçesine bir küçük ağıl yapılır. Çocuklar kuzuları her gün tren yolu kenarındaki çayırlarda otlatırlar. Kuzular çocuklara, çocuklar kuzulara gün geçtikçe daha çok alışır ve arkadaş olurlar.İyi bakım ve beslenme ile iki ay içerisinde kuzular birer koç olur. Üçüncü ayın sonunda kavurma hazırlıkları başlar ve kasap eve çağrılır.
     Mithat ile Nihat besleyip büyüttükleri kuzuların kesilecek olmasına çok üzülürler ve Kasap eve gelince onlar olacakları görmemek için yine her gün yaptıkları gibi tren yoluna giderler.
     Akşam üzeri iki kardeş eve döndüklerinde, bahçede pişirilen kavurma etin kokusu sokağa kadar yayılmıştır ama Mithat ile Nihat’I güzel bir süpriz beklemektedir…

HASRET

     Ahmet henüz daha beşikteyken annesini kaybetmiştir. Onu köydeki ninesi ile dedesi büyütmüştür. Babası yıllardır gurbette inşaatlarda işçilik yapmaktadır. Ahmet ilkokul son sınıfına geçmiştir. Yaz tatilinde ninesinin hazırladığı börekleri tren israsyonunda, tren lokomotifine su almak için durduğunda yolculara satarak evin geçimine katkı sağlamaktadır. Kendisi gibi iki arkadaşı daha vardır. Onlar da ayran ve su satmaktadırlar. Ahmet babasını çok özlemektedir, mektubu dahi gelmez olmuştur. Her gelen posta treninden babasından haber bekler.
     Bir gün trende börek satarken trenin hareket ettiğinin farkına geç varır. Koşarak vagon kapısına geldiğinde tren hızlanmaktadır. Atlayıp atlamamakta bir an tereddüt eder ve börek sepetini koluna geçirerek aşağıya atlar. Kapı Ahmet’e çarpar ve ahmet yerde yuvarlanır. Ahmet’in başı yarılmış, kıvırcık siyah saçları arasından süzülen kanlar yüzüne doğru akmaktadır,ayağı kırılmıştır…
     Ahmet’i bir sonraki trenle hastaneye götürmek için beklenir. Gelecek olan trende Ahmet’in hasretle beklediği babası da vardır…

VURGUN

     Marmaris'i ve güzelliklerini anlatan, turizm başlamadan önceki 1950'li yıllarda halkın başlıca geçim kaynağı olan süngercilik ve sünger dalgıçlığının öyküsüdür.
    O günün kısıtlı olanaklarıyla, Vurgun yeme pahasına denize açılan süngercilerin aylar süren dalgıçlık serüvenlerinin ve onların dönüşünü endişeyle bekleyen ailelerinin yaşamını anlatır.
    Sünger uğruna genç yaşlarında vurgun yiyerek yaşamlarını kaybeden ya da felçli kalan dalgıçların isimlerinin yer aldığı tarihi bir belgesel niteliğindeki bu öykü, gerçek bir yaşamın öyküsüdür.

AH ŞU FARELER

     Yıl 1952. Sümerbank fabrikasında işçi olan baba üç oğlan çocuğunu sünnet ettirecektir. Tecde köyündeki toprak damlı evde sünnet düğünü hazırlıkları başlamıştır. Hazırlığa kerpiç evin duvarlarını perdahlamakla başlanır.(Beyza toprak bulamacıyla yapılan badana) Hanımların usta elleriyle yaptıkları perdah sonrası tüm ev bembeyaz olmuş ve mis gibi bir perdah kokusu etrafı sarmıştır. Sünnet çocuklarının yataklarının hazırlanması, sünnet giysilerinin el makinasında dikilmesi, vereilecek düğün yemeği için erzaklarının hazırlanması derken tüm hazırlıkar tamamlanır ve düğün günü gelir.
    Davulcu Şaban Dayı sabahtan başlamıştır davul çalmaya. Köyün berberi sünnet çantasıyla sokakta görüldüğünde sünnet çocukları Nihat,Suat ve Fırat korkularından  kaçışırlar.Sünnet şapkaları havalarda uçuşur. Çok geçmeden yakalanan çocuklar sıra ile kirvelerinin kucağına oturtulur ve sünnet edilirler.Sünnetcinin ustura ve diğer malzemelerinin bulunduğu tepsi davetliler arasında dolaştırılarak berbere bahşiş toplanır.
    Köyün geleneğine göre sünnet çocuklarının yastık başlarına birer iri elma konulur. Düğün yemeğinden sonra, geçmiş olsun diyerek çocukları ziyaret eden davetliler, bu elmalara demir paraları sokarak ayrılırlar. (O zamanlar kağıt para çok kıymetlidir.Kuruşlar elmaya takılır) Ziyaretciler çoğaldıkca elma üzerindeki paralarda artmakta birer dikenli kirpi gibi görünmektedir.
   Düğünden üç gün sonra elmalara takılı paralar çıkartılarak çocukların mendillerine konulmuş ve çocuklar da paralarını yüklükteki yatakların arasına saklamıştır.Aradan zaman geçer düğün masraflarının taksidini ödemekte zorlanan baba, annenin de ısrarıyla, çocukların sünnet paralarını sakladıkları yerden alarak harcamak zorunda kalır. Bir gün çocuklar paralarını kontrol etmek isterler ve yerlerinde bulamayınca telaşlanarak bağrışırlar. Anne içeri girer çocukların durumunu görünce "Ah şu fareler, ah şu fareler. Görüyor musunuz yaptıklarını? Çocuklarımın para mendillerini götürmüşler" der. Çocuklar buna inanmıştır. Eve fak (fare kapanı) konur,paralarının geri gelmesi beklenir...

Site içeriğindeki tüm yazı, hikaye ve şiirlerin telif haklararı M. Suat Gülşen'e aittir. (C) 2006